Menu

Altın Baba Oluyor – En Güzel Çocuk Masalları

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Altın Baba Oluyor

Aradan bir yıl geçmemişti henüz. Altın’ın sekiz tane yavrusu olmuştu. Aslında daha fazla olabilirdi. Eğer Tahsin’in annesi yumurtaları satıp evin harcamalarına katkıda bulunmasaydı. Altın’ın yavrularından yalnız bir tanesi kendisi gibi horozdu. O da her erkek gibi oğlu olduğundan gurur duyuyor vaktini hep onunla geçiriyordu. Ne var ki doğan yavru civcivlerden birisi aynı erkek gibiydi. Altın’ın bu davranışını hazmedemiyordu. Her ne kadar babası onunla ilgilenmese de o bir türlü yanlarından gitmemekle diretiyordu. Altın oğluna ötmeyi öğrettiği sırada o bayan civciv “üh ürü üüü!” diye öyle bir bağırıyordu ki bütün tavuklar gülmekten kırılıyorlardı. Ama o asla pes etmiyor, erkek kardeşiyle yarışa devam ediyordu. Çoğu kez de onu geçiyordu.

Altın insanlarla konuşabildiği halde çocuklarına bunu öğretmemişti. Oğluna öğretmeye kararlıydı ama nasıl? Zira bu küçük hanım bir türlü yalnız kalmalarına izin vermiyordu. Ama bu erkek Fatma’nın tavırları gün geçtikçe artık Altın’ı eskisi kadar sinir etmiyor bilâkis memnun bile ediyordu. Oğlu kızı kadar öğrenmeye azimli değildi. Ancak kız kardeşiyle yarış yaptıkları zaman  gayrete geliyordu.

Tahsin de bir yaş büyümüş daha fazla sorumluluk sahibi olmuştu. Arada sırada da olsa Altın’ın yanına gidiyor, okul maceralarını anlatıyordu. Altınla dostlukları sapasağlam olduğu için birbirlerine hiç kıyamazlardı. Onlar bir araya geldikleri zaman iki küçük afacan da yanlarından ayrılmıyorlardı ama ne konuştuklarını bir türlü anlamıyorlardı.

Civcivlerin Ne Zaman Konuşacağını Tahsin De Merak Ediyor

Tahsin Altın’a merakla:

-Daha civcivlerine bizim dilimizi öğretmedin mi?

Başını iki yana sallayan Altın:

-Öğreteceğim ama hangisine, bir türlü karar veremedim? Oğlumu daha çok seviyorum ama kızım daha gayretli. Ne yapayım sence?

-Bizim evde kız ya da erkek ayrımı yok. Hem ablamı da bilirsin. Öyle bir şey olsa kıyametleri koparır.

-Bilmez miyim hiç?

-Ya ikisine birden öğreteceksin ya da hiçbirine. Hatırlıyor musun Altın? Benimle ilk konuştuğun zamanı, ne kadar da çok şaşırmıştım.

-Hatırlamaz olur muyum, dedikten sonra şöyle bir gökyüzüne baktı Altın.

-Başkalarıyla konuşurum diye ne de çok korkmuştun. İşte şimdi ben de çocuklarım için öyle endişe ediyorum. Esasen hepsine de konuşmayı öğretebilirim. Ama ya başlarına kötü bir olay gelirse diye de korkuyorum. Bunu taşıyabilmek önemli! Çocuklarımın sirklerde ya da televizyonlarda bir kafes içinde dolaştırılmalarını istemiyorum. Bak burada nasıl da özgürler.

-Haklısın, dedi Tahsin çömeldiği yerden kalkarken.

-O zaman iki çocuğun arasında hangisi uygunsa ona göre tercihini yaparsın. Hadi artık ben gidiyorum. Bak Sarman geliyor çocuklarına iyi bak!

Uzaktan el sallayarak “Hoşça kal!” diyen Tahsin okula doğru yürüdü.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Altın Çocuklarına İnsan Dili Öğretiyor – Altın Civciv Hikayesi

Altın’ın oğlu ve kızı konuşulanları çok iyi dinlemişler fakat bir şey anlayamamışlardı.

-Baba, dedi oğlu meraklı bakışlarla. Simsiyah gözlerini kocaman açmış cevap bekler gibi bir hali vardı.

-Evet oğlum.

-Sen o çocukla konuşuyorsun ama biz bir türlü anlamıyoruz. Neden?

-Neden olacak? Benim yabancı dilim var da ondan. O dilin adı Türkçe. Hani bazen sahibimiz bize yem vermek için gelir.

-Evet.

-Bizi çağırmak için ne der?

-Gel ”Bili bili” der biz de gideriz.

-İşte ben daha fazlasını biliyorum.

sırada kızı:

-Ben de biliyorum baba o dilden, deyince.

-Hadi canım sen de. Sen nerden bileceksin ki! deyince kardeşi.

Hemen kanatlarını büken İnci:

-Var mısın iddiasına, dedi Elmas’a

-Hadi iddianızı bir yana koyun da. Söyle kızım!

Şımarıp başını havaya kaldıran İnci en bilgiç tavrıyla:

-Mesela ben hanımın ekili bahçesine girdiğim zaman. Hanım bana “Kışt, kışt!” diyor. Anlıyorum ki beni orada istemiyor. Ben de uçarcasına kaçıyorum elbet.

-Oo.. benim çocuklarım Türkçe öğrenmeye başlamış da benim haberim yokmuş meğer. O zaman derslere başlıyoruz.

İlk Dersimizin Kuralı

İnsanlarla katiyen konuşmamak. Dost mu, düşman mı olduğunu anlamak için sadece onları dinlemek. Eğer sözümü dinlemezseniz zararlı ilk başta siz çıkarsınız. Bakın size Tahsin’le başımızdan geçenleri bir anlatayım da ne kadar haklı olduğumu anlayın. Ben daha o zaman sizden daha küçüktüm, diyerek başından geçenleri anlatır Altın.

Çocuklar pür-dikkat babalarını dinlerken kâh heyecanlanır kâh gülerler onun anlattıklarına. Bu anlatışlar bir film gibi gelmiştir kızına. Babası anlatırken o hayal kurmaya başlar. Televizyonlara çıkıp o program senin bu program benim deyip gezmeyi güzel elbiseler giyip ilgi görmeyi arzu eder. Babasının dedikleri bir kulağından girip bir kulağından çıkar adeta. Bir an evvel konuşmayı arzu eder ve babasına heyecanla:

-Baba derslere ne zaman başlıyoruz?

-Çok isteklisin galiba. Bak oğlum! Kardeşin ne kadar da istekli. Aynı hırs sende de olsa keşke.

Kardeşine ters ters bakan oğlu Elmas, o simsiyah gözleriyle kızgınlığını daha da belli etti. Kız kardeşi İnci’nin ise umurunda bile değildi. Zira o ismini neon ışıklarıyla yazılmış olarak görüyor tatlı bir edayla gülümseyip hayranlarını selamlıyordu.

Altın İnci’yle Elmas’ın gözlerinin içine sevgiyle bakıp:

-Yarın derslere başlıyoruz. İyi birer uyku çekin! Çünkü yabancı dil öğrenmek için dikkatinizin dağınık olmaması lazım, dedikten sonra öğle vaktini haber vermek için samanlığın tepesine çıkıp avazı çıktığı kadar öttü. Tam ötmesini bitirmişti k camiden gelen ezan sesi semayı doldurdu.

-Allah Allah, dedi İnci. Babam ne zaman ötse, hemen ardından ezan sesi geliyor camiden. Babamın saati de yok oysa. Nereden biliyor vakti?

-Sen anlamazsın kızım. İşte Allah(c.c) Hazretleri erkekleri her konuda üstün yaratmış. Bütün horozlar bilir ezan vaktini, dedi şımararak.

-Akıllım biz olmasak siz dünyaya gelebilecek misiniz? Teşekkür etmeniz gerek biz hanımlara. Ama nerde? Dil pabuç gibi. Kaba erkek sende.

İki kardeş ağız dalaşından sonra biri sağa biri sola doğru gidip kendilerine başka arkadaş aradılar. Akşam olunca da babalarının dediği gibi erkenden yatıp uyudular.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Ders Başlıyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Günün ilk ışıklarının görünmesiyle beraber İnci’nin de Elmas’ın da yüreklerinde bir heyecan belirtisi oluştu. İçi içine sığmayan İnci, samanlıktaki kırık aynanın karşısına geçip aynı şarkıcılar gibi bir sağa bir sola dönüp kendi dilinde şarkı söylüyordu. En yakın arkadaşı küçük ördek yavrusu Zümrüt ise; ona meraklı bakışlarla bakıp ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. Sonunda dayanamayıp sordu:

-Allah aşkına İnci sen ne yapıyorsun öyle, deminden beri bakıp anlamaya çalışıyorum.

-Bu bir sır, söyleyemem. Ama yakında hem de çok yakında sır olmaktan çıkacak…

sırada Elmas’ın geldiğini gören İnci susması için Zümrüt’e işaret etti. Uzaktan kardeşine seslenen Elmas “Babasının onları beklediğini” söyleyince İnci de arkadaşına “Hoşça kal!” bile demeden koşarak kardeşinin yanına gitti.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Altın Çocuklarını Bekliyor

Altın, elma ağacının gölgesinde herkesten uzakta çocuklarını bekliyordu. Onların geldiğini görünce “İyi ki yumurtadan çıktılar. Baba olmak ne kadar güzel duyguymuş” diye iç geçirdi. Onlar yaklaştıkça daha da duygulanıp kanatlarını iki yana doğru açtı. Onların da babalarının kanatlarının altına öyle bir girişleri vardı ki insanlar bile kıskanabilirdi…

Elma ağacının altındaki toprağa önce ayak tırnaklarıyla bazı işaretler çizdi Altın. Bir de ağzından çıkan sesleri defalarca tekrar ettirdi. Bu çalışmalar hep onların rahat konuşup okumalarını sağlamak için ilk egzersizlerdi. İki civciv de çok akıllı olduklarından işaretleri çözüp ve konuşmaları da telaffuz etmeleri çok da uzun zaman almıyordu. Önce “Tahsin” demeyi öğretti Altın. Çünkü onun ilk yoldaşı ilk sırdaşıydı. Sonra sırasıyla baba, anne ve kardeşlerinin adlarını öğretti bir bir. Karşılıklı konuşmaya örnekler verdi. Bir de o yılın en popüler şarkısını öğretince Altın, İnci’nin keyfine diyecek yoktu. Hep dinlerdi ama bir türlü dili dönmezdi. Öğrenince çabucak ezberledi şarkıyı nitekim amacı da oydu. Yine ünlü bir şarkıcı olup hayal kurmaya başlamıştı ki kardeşi:

-Hop uyan İnci ders şimdilik bitti, deyince ikisi beraber samanlığa doğru annelerinin yanına gittiler.

Anneleri dört gözle onları bekliyor, babalarıyla nasıl vakit geçirdiklerini merak ediyordu. Üstelik Altın da kaç gündür hanımının yanına pek uğramamış gününü başka hobilerle değerlendirmişti. O yüzden eşi biraz da onu merak edip hatta kıskanmıştı. Anneye göre sadece İnci ve Elmas değildi onun yavruları. Altı tane daha yavrusu vardı Altın’ın. Bir baba olarak onlarla da ilgilenmesi gerekmez miydi?

Çocukları gelince hemen babalarını sordu anne tavuk. Çocuklar önce kem küm ettiler fakat annelerinin dilinden pek kurtulamayacaklarını anlayınca İnci hemen Elmas’a bir göz kırpıp babasının ders esnasında biraz rahatsızlandığı yalanını uyduruverdi. Anne tavuk endişeyle Altın’ın yanına giderken iki kardeş derin bir nefes aldılar.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Anne Tavuk Altın’ı Arıyor

Anne tavuk her yeri didik didik edip sevgili eşini Karabaşla sohbet ederken bulmuştu. Dikkatlice kocasını süzdükten sonra meraklı bakışlarla:

-Çocuklar hasta olduğunu söylediler. Altın tabi kaç gündür eve uğramıyorsun hasta olman çok doğal.

-Ben mi hastaymışım? Şaka yapmışlar herhalde.

Altın her ne kadar doğru söylese de anne tavuk bir türlü ikna olmamıştı. Anne tavuk çok evhamlı biri olduğundan onu zorla kanatlarından çekerek samanlığa doğru sürüklemeye başladı. Çaresiz Altın, hanımına uymak zorunda kaldı. Çünkü biliyordu ki hanımı gerçekten çok inatçı tabiattaydı. İnci’nin kime benzediği de aşikardı.

Samanlığa vardıklarında anne tavuk Altın’ı üşümemesi için samanların içine yatırdı. Önce hanımına kızan Altın, sonra gösterilen alakadan memnun olmuştu. Bu kez de hanımına yalandan naz yapmaya başlamıştı. Bir dediğini iki etmeyen hanımını gün boyu istekleriyle epey yoran Altın içinden “Sen kaşındın, hasta olamadığımı kaç defa söyledim. İşte sana ceza!” deyip günün keyfini çıkardı.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Davetsiz Misafir – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Birkaç gündür evin etrafını kurnaz bir tilki kolaçan ediyordu. Komşu evlerden birkaç tanesine sırayla girmiş karnını tavuklarla doyurmuştu. Ne kadar denediyse de bir türlü Tahsinlerin evine girememişti. Karabaş hakikaten çok sadık bir köpekti. Evi o kadar iyi korurdu ki yattığı zaman dahi gözlerini sırayla uyutur her daim uyanık kalırdı. Bunu bilen Tahsin’in babası geceleri rahatça uyur, bu hizmetine karşılık her gün Karabaş’a en güzel kemikleri getirirdi.

Tavuk ve civcivlerin düşmanı sadece tilki değildi elbet bir de çiftlikte yaşayan evin kedisi Sarman’dı. Bir türlü Altın’ı yiyememiş, üstelik bir de büyüdüğü için yavrularına yaklaştığı anda onu didaklıyordu. Nefret ediyordu Altın’dan ve onun yavrularından. Onları çiftlikte istemiyor elinden de bir şey gelmiyordu. İşbirlikçi olarak Karabaş’ı seçti önce. Ama biliyordu ki evin en güvenilir sadık elemanıydı o. Mecburen vazgeçti. “Sabretmeliyim elbette Altın’ın da bir düşmanı olabilir. Hep böyle el üstünde tutulacak değil ya” diye düşündü. Odanın bir köşesine kıvrılıp mırıldanarak uyumaya başladı. Rüyasında hep Altın’ı kovaladığını gördü.  Ama bir türlü ona yetişemiyor hep kapaklanarak yere düşüyordu. Gece yarısı uyandığında epey keyifsizdi. Kedi kapısından ihtiyacını görmek için dışarı çıktığında karanlıkta bir çift parlayan göz gördü. Korkusundan önce ağaca tırmandı sonrada evin balkonuna. Dikkatlice onu izlemeye koyuldu. Az ilerde Karabaş’ı gördüğü halde ona haber vermeyi aklının köşesinden bile geçirmedi. Tilki gerçekten yavaş adımlarla hareket edip kümesin açık olup olmadığını kontrol etti. “Maalesef yine sıkıca kapatmışlar” diye homurdanarak söylendi tilki. Tilkinin tavuklara geldiğini anlayan Sarman balkondan tilkiye:

-Şişt şişt, diye en seslendi.

Sesi Duyan Tilki Korkar

Sesin geldiği yöne doğru başını kaldıran tilki balkondaki Sarman’ı görünce kaçmak istedi.

-Kaçma sakın ikimiz de aynı taraftayız. Ben sana yardım edeceğim bekle hele inip aşağıya geliyorum. Dikkatli ol Karabaş yakınlarda.

-Olur, dedi sessizce sırıtarak tilki.

Sarman hoplaya zıplaya aşağıya inip soluğu tilkinin yanında aldı. “Tavuklara mı geldin, nasıl yardımcı olabilirim?” diye sorunca

-Samanlığın kapısını açarak tabi. Yapabilir misin?

-Buna gücüm yetmez. Ancak bir çözüm bulabilirim.

-Nasıl?

-Şu anda  bilmiyorum ama mutlaka bulacağım. Onlar benim en büyük düşmanım. Özellikle de Altın. O bu çiftliğe geldiğinden beri sahibim beni pek sevmiyor. Varsa yoksa Altın.

-Öyle mi, dedi tilki üzülür gibi yaparak.

Sarman ağlamaklı bir sesle

-Öyle öyle, dedi.

-Üzülmenin sırası değil! Sen kapının yeter ki açık kalmasını sağla.

-Yarın?

-Tamam yarın. Hadi sen üzülme uyumana bak. Yarın hep birlikte güzel bir ziyafet çekeriz.

Konuşmaları son bulduğunda ay yerini güneşe bırakmak üzere rengini soluklaştırmıştı. Sarman uyumak için tekrar yukarı çıkarken keyfinden ağzı kulaklarındaydı adeta. Bu kez diğer günlerden farklı olarak yatağına mutlu bir şekilde girip deliksiz bir şekilde uyudu.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Sarman, İnci İle Arkadaş Olmak İstiyor

altın baba oluyor altın civciv hikayesi

Sabah olunca İnci ve Elmas babalarıyla birlikte derse devam etmek için elma ağacının altına gittiler. Ama onları takip eden iki çift patinin farkında bile değillerdi. Sarman merakından onları izlemiş. Saklandığı otların arasından olup bitenleri öğrenmişti. Hatta o kadar iyi dinlemişti ki onlardan birkaç Türkçe kelime dahi öğrenmişti.

Onlar dersi bitirince İnci’nin arkasına takılıp onunla konuşmaya karar verdi.

-Bravo bravo! dedi yüksek sesle.

-Ne var ne istiyorsun benden Sarman, dedi ürkerek İnci. Ara sokaklara girmeden öyle konuşuyordu Sarmanla. Annesi sıkı sıkıya tembih etmişti Sarman’dan uzak durması için çünkü…

-Sadece Türkçeyi çok güzel konuştuğunu söylemek istedim. Üstelik Elmas senin kadar başarılı değil bu konuda.

Tam can evinden vurmuştu Sarman, İnci’nin. Çünkü İnci’nin tek rakibi vardı o da kardeşi Elmas’dı.

-Sahi mi, dedi sevinerek

-Sahi ya! İstemeyerek kulak misafiri oldum konuşmalarınıza. Ben de isterdim sizinle beraber Türkçe öğrenmeyi ama imkânsız olduğunu biliyorum. Babanın izin vermeyeceğini adım gibi biliyorum. Öyle değil mi?

-Evet öyle. Bu sadece babadan çocuklarına geçebilecek bir öğreti.

Yalandan boynunu büken Sarman kendini acındırarak:

-Tamam öğretme! Ama yine de benimle arkadaş olur musun?

-Ama daha erken. Ben ne zaman anne tavuk olup kendimi koruyabilirsem o zaman seninle arkadaş olabilirmişim. Annem öyle dedi bana.

Sesinin biraz daha yumuşatan Sarman

-Ne o benden korkuyor musun yoksa?

-Önceden çok korkuyordum ama şimdi seninle konuşunca korkum biraz olsun hafifledi.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Sarman İnci’nin Güvenini Kazanıyor

İnci’yi kendisine iyice güvendiren Sarman, hain planını uygulamak için İnci’nin gözlerinin içine tatlı tatlı bakarak:

-Karanlık çökmeden yanına ziyaretine gelmek istiyorum ne dersin?

-Anneme sormam lâzım.

-Annen nasıl olsa “hayır” der. Ben vazgeçtim. Sen bana hâlâ güvenmiyorsun. Bana ne zaman güvenin tam olursa teklifimi yineleyeceğim, dedikten sonra anne tavuk görmeden İnci’nin yanından ayrıldı. Sonra da çiftlik evinin yolunu tuttu.

Dersin heyecanıyla arkadaşı Zümrüt’ün yanına giden İnci, Sarmanla olan konuşmalarını anlattı.

Biliyor musun Zümrüt? Aslında Sarman o kadar da kötü biri değil! Biz yanlış tanımışız onu.

-Ama İnci ben onu kaç defa kuş avlarken gördüm. Sonra civcivleri kovalarken…

-Tamam o günler geride kalmış olmalı. O kadar değişmiş ki anlatamam..

-Bence sen o kadar da emin olma! Onunla yalnız kalmamaya bak, olur mu?

Zümrüt’ün öğütlerini İnci neredeyse hiç duymuyor. Sarman’ı korumaya devam ediyordu.

Artık Aydede eski yerini almış tepsi gibi parlıyordu.  Sarman yine evin balkonuna çıkıp, tilkiyi beklemeye başlamıştı.

Sarman tilkiyi bekleye dursun. Hikayemizin devamı bir sonraki yazımızda…

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Tilkiler Çiftlik Evinde – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Karanlık çökünce Sarman söz verdiği gibi evlerinin balkonunda tilkiyi beklemeye başladı. Tilki çiftliğe bu kez yalnız gelmemiş, yanında arkadaşlarını da getirmişti. Onlara Sarman’a görünmemelerini sıkı sıkıya tembih etti. Ardından balkonun yanına yaklaşıp:

-Sarman!.. Kedi kardeş, diye seslendi.

-Sessiz ol! Şimdi geliyorum.

Sabırsızlanan tilki bu kez de

-Kümesin kapısını açtın mı, diye sordu ağzını şapırdatarak.

-Henüz değil!

-Ama dün demiştin ki.

-Yavru civcivlerden biriyle arkadaş olmaya çalışıyorum. Eğer başarırsam akşam kapının açık kalmasını sağlayacağım. Sen şimdi var git evine! Herhalde iki üç gün içerisinde başarırım. Ben Tahsin’ime sen de civcivlerine kavuşursun.

Sarman tilkiyle bunları söylerken ileride bir hışırtı duyunca tilkiye sesini iyice alçaltarak:

-Tilki kardeş, galiba Karabaş buralarda. Yakalanmadan gitsen iyi olur, deyince tilkide arkasına dönüp bakınca arkadaşlarını gördü. Patisiyle onlara bir yandan “gidin!” diye işaret ederken bir yandan da Sarman’a:

-Tamam ben şimdi gidiyorum. Üç gün sonra gelirim tamam mı?

-Tamam.

Duyduğu ses ya Karabaş’a aitse diye korkan Sarman ağaçtan sessizce indi. Sesin geldiği yöne doğru gidince duyduklarına inanamadı. Hışırtının geldiği yerde onunla konuşan tilkinin dışında başka tilkiler de vardı. Kendisiyle konuşan tilki arkadaşlarına:

-Evin kedisini kafaya aldım arkadaşlar. Üç gün sonra bize kümesin kapısını açacak enayi. Gerçekten kedilere boşuna nankör dememişler. Hem evin ekmeğini yiyor hem de ihanet ediyor. Tavukları yedikten sonra onu da yiyelim ne dersiniz? Nankörlüğünün cezasını çeksin!

Ağızlarının suyu akan diğer tilkiler de bu fikri çok beğenip, üç gün sonra tekrar çiftliğe gelmek için sözleştiler. Her biri başka bir yöne gidince saklandığı yerden çıkan Sarman kendinden utanarak odasına çıkmak için ağaca tırmandı. Sabahı sabah etti. Sabahleyin akşamki olayı olduğu gibi değil de başka bir şekilde Karabaş’a anlatmaya karar verdi. Kötü tilki ve arkadaşlarına bu sefer o tuzak kuracaktı.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Karabaş, Tahsin’e Tilkilerden Bahsediyor

Sabah kahvaltısını dahi etmeden Sarman, Karabaş’ın yanına gitti. Gece nöbet bekleyen Karabaş’ın artık yatma vakti gelmişti. Sahibinin getirdiği yalı bitirdikten sonra öğleye kadar uyumayı plânlıyordu. Bir yandan yemeğini yiyip bir taraftan da Sarman’a bakan Karabaş:

-Hayrola Sarman bugün erkencisin galiba.

-Evet ama bir sebebi var. Dün gece uyuyor muydun Karabaş?

-Elbette hayır, derken sesindeki sertliği hissettirdi Karabaş.

Sarman bunu umursamadı. Hesap sorar gibi tavır alıp sorularına devam ediyordu:

-Peki o zaman nerelerdeydin?” diye sorunca

-Tabi ki buralarda. Hem kuzum sen ne demek istiyorsun? Bu ahir soruları da ne demek oluyor?

-Dün gece evin balkonuna çıkmıştım ki, diyerek yalanlarına başladı Sarman

-Eee?

-Bazı sesler duydum. Ağacın arkasına saklanıp sesleri dinledim. Tam üç tane tilki değil miymiş seslerin sahipleri. Kümesin etrafında dolaşıp açık kapı arıyorlardı.

-Komşulara dadanan tilkiler olmalı. Hem sen neden haber vermedin bana?

-Etrafta sen gözükmüyordun. Küçücük kedi halimle ben de bir şey yapamazdım.

-O da doğru ya.

-Daha bitmedi Karabaş. Üç gün sonra geleceklermiş tavukları yemek için. Ona göre bir tedbir almak lazım sanırım.

-Sen merak etme! Ben Tahsin’le konuşurum, o elbet bir çaresini bulur. Bak o da okula gitmek için kapıdan çıktı. Onun yanına bir gideyim de senin dediklerini anlatayım.

-Ben de geliyorum seninle.

-O zaman çok hızlı koşman gerekecek.

Karabaş koşar adımlarla Tahsin’in yanına vardığında Tahsin, önce onun başını okşayıp sevdi. Sonra da:

-Oğlum senin uyuman gerekmiyor muydu, yoksa bir şey mi var? diye sorunca Karabaş yanlarına koşarak gelen Sarman’ı göstererek:

-Sarman bana gece buralarda üç tane tilkinin dolaştığını ve kümesi açmaya çalıştıklarını anlattı. Kapıyı açamamışlar ama üç gün sonra gelip, tekrar deneyeceklermiş.

-Demek öyle.

-Ben de ona Tahsin mutlaka bir yol bulur, dedim.

-İnşallah. Önce okuluma bir gideyim, yoksa geç kalacağım. Gelince bir şeyler düşünürüz.

-Tamam Tahsin hadi iyi dersler sana!

-Sana da iyi uykular!

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Tahsin’in Parlak Fikri – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Sarman’ın, tilkiler konusunda verdiği haber Karabaş’ın canını fena sıkmıştı. Bu yüzden uykuyu düşünecek bir hali kalmamıştı. Yine de kulübesine doğru gitti istemeyerek olsa da. Ne kadar dirense de uyumamak için; gözleri yerçekimi kanunlarına karşı gelemeyip kapanıverdi ansızın. Karabaş rüyasında hep tilkilerle savaştı hep de muzaffer oldu. Öğleden sonra gülümseyerek uyandı uykusundan.

Tahsin, öğle yemeğini yemek için eve geldiğinde önce odasına çıktı. Önlüğünü çıkarmadan öylece yatağına uzandı. Kollarını başının altına alıp tavana dikti gözlerini. “Tilkiler konusunda ne yapabilirim”, diye düşünmeye başladı. Ama bir türlü aklına hiçbir fikir gelmiyordu. Yatağında bir sağa bir sola döndü sonra gözü duvardaki kitaplığa takıldı. Kitaplar arasında “Bremen Mızıkacıları” isimli eseri gördü. İşte o zaman beyninde parlak bir ışık yandı. Bu eseri daha yeni okuma-yazma öğrendiğinde okumuş, katıla katıla gülmüştü. Çok sevince de her fırsatta yeni yeniden okumuştu.

Odasından koşar adımlarla inip Karabaş’ın yanına gitti önce:

-Karabaş, ne yapacağımızı buldum galiba. Çok eğleneceğiz çok, derken ağzı gülmekten pek kavuşmuyordu.

-Hadi Altın’ın yanına gidelim. Neyse ben önden gideyim de siz arkadan gelin. Sarman’ı çağırmayı unuttum. Samanlıkta buluşalım tamam mı, dedikten sonra bu sefer de kümese koşar adımlarla gitti Tahsin.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Tahsin Altın’ı Uykusundan Kaldırıyor

Altın ezan vaktini haber verdikten sonra dinlenmek üzere yatmıştı. Kendisine seslenildiğini işitince “Kalktım” diye cevap verdi.

-Hayrola Tahsin sen bu saatte gelmezdin hiç!

-Çok önemli olmasa gelmezdim ama bir sorunumuz var.

-Ne gibi?

Dün gece herkesler uyurken bizim çiftliğe tilkiler dadanmış. Seni ve aileni yemekmiş amaçları. Bizim Sarman görmüş. Bu hainler üç gün sonra tekrar geleceklermiş.

-Bir şeyler yapmak lazım o halde.

-Ben planı yaptım. Sadece uygulaması kaldı. Karabaşla Sarman da şimdi gelirler. Samanlığa gidelim önce, onlar gelince anlatırım.

İkisi konuşurken Karabaş’la Sarman samanlıktan içeri girdiler. Hepsi beraber bir daire oluşturup fısıltıyla konuşmaya başladılar. Hepsi de konunun ciddiyetinin farkındaydılar. Tahsin, anlatmaya başladı okuduğu Bremen Mızıkacıları adlı eseri. Hepsi birbirinden zeki olan hayvancıklar Tahsin’in ne demek istediğini hemen de anlamışlardı.

Tilkiler de dahil olmak üzere hepsinin de dileği üç günün çabucak geçmesiydi.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Tilkilere Kötü Sürpriz – Altın Baba Oluyor Final

Herkesin beklediği üç koca gün geçti. Aydede etrafı sanki her zamankinden daha da güzel aydınlatıyordu. Havada görüşü engelleyecek bir tane dahi bulut yoktu. Sarman hariç, Tahsin ve arkadaşları kümesin içine girmiş pusuya yatmışlardı. Sarman da tilkilerin yolunu gözleyip onları bekliyordu. Bir hışırtı duyunca tilkinin gelmiş olduğunu gördü. Tilkinin arkadaşları da az ileride kediden saklanmaya çalışıyorlardı. Sarman, kurnaz tilkiye:

-Yalnız gelmemişsin galiba, deyince tilki kem küm etmeye başladı.

-Onlar da gelsin! Ama ben önden gidip kapıyı açayım. Dilediğiniz kadar tavuk sizindir.

Kurnaz tilki ağzının suyu akarak arkadaşlarını çağırdı. Hep birlikte Sarman’ın arkasından sevinerek gitmeye başladılar.

Sarman, arkadaki küçük pencereden samanlığa girip, tilkilerin geldiğini haber verdi. Onun haber vermesiyle herkes dövüş aletlerini hazırladı.  Tahsin sessizce arkadaşlarına “Ben hücum deyince, saldırın!” dedi.

Tilkiler samanlığa yaklaşınca kapıyı içerden hafifçe araladılar. Üç tilki de ardı ardına içeri girince Tahsin kapıyı tekrardan üzerlerine kapattı ve “Hücum!” demesiyle savaş başladı.

Sarman kendi intikamını almak için tilkileri tırnaklarıyla yaralıyor “nankör kimmiş” derken, Karabaş da bacaklarından ısırıp “benim mekanımda ne arıyorsunuz?” diyordu. O sırada Altın ve ailesi de tilkilerin kafalarını didaklayarak canlarını fena halde yakmışlardı. Tahsin de eline kalın bir sopa geçirmiş ha bire tilkilerin popolarına vuruyordu.

Altın Baba Oluyor – Altın Civciv Hikayesinin Devamı

Bağrışma Seslerini Duyan Herkes Dışarıya Çıkıyor

Uzaktan bağrış seslerini duyan Tahsin’in babası ne olduğunu anlamadan eline tüfeği alıp havaya ateş açmaya başladı. Yakın evlerden de dışarı çıkan meraklı komşular ne olduğunu anlamaya çalışıp birbirlerine sorup duruyorlardı.

Tahsin, samanlığın kapısını açtığında tilkiler tabana kuvvet bağrışarak kaçmaya başladılar. Tahsin’in babası her ne kadar arkalarından ateş etse de birini bile vuramadı. Tilkiler kaçarken arkalarına bile bakmadan tozu dumana katınca bu manzara karşısında Tahsin ve arkadaşları gülme krizine girdiler adeta.

Bu olay mahalle ve okullarında öyle bir duyuldu ki geçen sefer polis Kadir’e kaptırdığı kahramanlığı bu kez fazlasıyla ünlü olarak almıştı Tahsin.

İhanetin bedelini az kalsın canıyla ödeyeceğini anlayan Sarman da bu olaydan sonra dersini almıştı. Bu gibi kötü davranışlar yapmayacağına dair kendi kendine söz verdi.

 Olaylar gün geçtikçe unutulsa da bizim İnci, ünlü olmayı bir türlü aklından çıkarmamıştı. İsterseniz onu da başka bir maceramızda anlatalım…

FİNAL 2

Hikayenin Başlangıcı “Altın Civciv”

Diğer Hikayelerimiz:

Kedi Tecker – En Güzel Çocuk Masalları

Avcı Kedim – En Güzel Çocuk Hikayeleri

Beğen  11
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir