Menu

Altın Civciv Hikayesi – En Güzel Çocuk Masalları

Altın Civciv Hikayesi – En Güzel Çocuk Masalları

Altın Civciv Hikayesi

Henüz yumurtadan yeni çıkmıştı civciv. Kardeşleri gibi o da sapsarıydı. Şöyle bir etrafına bakınca kendini ağaçların altında mini minnacık hissetti. Derken önünden anne karınca ve onun onlarca yavrusu peşi sıra yürüyordu. Onları görünce kendini dev aynasında sandı. Ne de çok mutlu olmuştu onların küçücük olmasından ötürü. Başını göğe kaldırıp anne karıncaya:

-Senin adın ne? diye sordu büyüklenerek.

-Çimen, dedi. Peki senin adın ne?

-Bilmiyorum henüz. Annem daha adımı koymadı, deyince.

-Git o zaman öğren! İsimsiz hiç civciv olur mu? Bak benim yavrularımın hepsinin bir adı var. Çağırdım mı hepsi bilir ve gelirler.

Daha adını bile bilmeyen civciv izin isteyerek  uzakta gölgede oturan tavukların yanına gitti.

-Özür dilerim bayanlar. Hanginiz benim annemsiniz? Benim adım yok da. Kendime uygun bir isim arıyorum.

Bir yandan sohbet edip bir yandan da örgü ören tavuklar onunla pek ilgilenmeyip:

-Sonra koyarız şimdi çok işimiz var, dediler.

İçlerinden biri:

-Hey ufaklık bak ilerde baban var. Var git o koysun adını.

Hızlı adımlarla o yöne giden küçük civciv soluk soluğa kalmıştı. Zor zahmet horoza:

-Merhaba baba. Ben yeni yavrunuzum benim adım yok da bana bir isim koyar mısın? diye geldim.

O anda ötmeye hazırlanan bay horozun konsantresi bozulmuştu. Hiddetle baktı civcive.

-Git başımdan küçük! Öğle vaktini kim duyuracak insanlara. Saati olan var olamayan var. Var git anan koysun adını!

-Gittim ama çok işleri vardı. Peki kim koyacak benim adımı? dedi ama horoz çoktan ötmeye başlamış civcivin sesini bastırmıştı bile.

Evin avlusunda üzgün şekilde yürüyen civcivi gören evin emektar köpeği Karabaş:

-Hayrola civciv kardeş. Niye bu kadar üzgünsün, diye sorunca olanları Karabaş’a bir bir anlattı. Karabaş tam ona bir isim bulacakken evin kedisi Sarman’ı görünce birden her şeyi unutup onu kovalamaya başladı.

Yine Başa Dönmüştü Civciv

Ne yapayım kime gideyim diye düşünürken evin küçük oğlu Tahsin civcivi görünce bir çığlık attı.

-Anne anne, bak yumurtadan yeni civciv çıkmış. Ay ne tatlı değil mi? Anne onun adını ben koyabilir miyim, diye arka arkaya nefes almadan sorunca annesi:

-Tabi oğlum koyabilirsin. Büyüyünceye kadar onunla sen ilgilen. Sonra Sarman görürse onu yer ona göre. Mutfakta karton koli olacak. Onu odana götür. Pencereyi ve kapıyı sıkı sıkıya kapat olur mu?

-Tamam anne. Onun adı “Altın” olsun. Baksana altın gibi sarı.

-Altın mı? Hadi Altın’ı al götür odana. Çalınır malınır sonra karışmam, deyince anne oğul birlikte gülüşerek içeri girdiler.

Altın Civciv Hikayesi

Altın Konuşmayı Biliyor

Altın kocaman kutunun içinde bir sağa bir sola gitti. Çıkmak için yollar aradı. Ama bir türlü o çıkış yolunu bulamadı. Tahsin az sonra ona yemesi için bulgur ve suyla içeri girdi. Koliye eğilip elindekileri özenle yerleştirdi. Altın gerçekten çok acıkmıştı. Yemeğini yedikten sonra suyunu da içti. İçerde kalmak istemediği için Tahsin’e “Beni buradan çıkar” dercesine bakmaya başladı. Tahsin sanki anlamış gibi elini uzatıp avucunun içine aldı. Yumuşacık tüylerini okşayıp bir de öpücük kondurdu. Sonra onu halının üzerine bıraktı. Altın meraklı meraklı etrafta dolaşıp yatağın altına girdi. O sırada Tahsin’in annesi:

-Tahsin oğlum çabuk gel marketten alınacaklar var, diye seslenince Tahsin aceleyle kapıyı açık unutup sesin geldiği tarafa yöneldi.

Tahsin’in kapıyı açık unutması zaten kutunun içinde sıkılan Altın için fırsat olmuştu. Hemen  o da Tahsin’in ardından kapıdan çıktı. Odaları bir bir dolaştı. Salonda Sarman koltuğun üstünde mırıldanarak uyuyordu. Altın başını sessizce kapıdan uzattı. Sarman’ı görünce birden irkildi. Üzerinde sanki “Tehlikelidir” yazısı vardı.

Mutfağa gidince Tahsin’in annesinin yemek hazırladığını gördü. Bir müddet onu izledi. İlerideki son odadan bir takım sesler duyuldu. Bir türlü merakını yenemedi. İlla o sesin ne olduğunu öğrenecekti. Kısacık bacaklarıyla o tarafa yöneldi. Kapı hafif aralıktı. Başını hafifçe kapıdan uzattı. İçeride Tahsin’in ablası müzik eşliğinde dans ediyordu. Bu kız Tahsin’e hiç benzemiyordu. Kırmızı saçlı üstelik bir de çilliydi. Ara sıra oynayarak nasıl dans ediyorum diye aynaya bakıyordu. Beğenmeyince suratını ekşitip yeni figürler deniyordu. Garip bir kız, diye düşündü.

Oynarken Nasıl Olduysa Gözü Altın’a Takıldı.

-Sen de kimsin, ne işin var odamda, oksa seni ajanlık yapmak için Tahsin mi yolladı? gibi bir takım anlaşılmaz sorular sordu.

Altın bu kızın her dediğini anlamıştı ama onun dilini bilmediği için cevap veremedi. Aslında denedi de ancak ağzından sadece “cik cik” sesleri çıktı. Baktı ki olmuyor o zaman susmayı yeğledi.

-Tamam anladım, dedi. Tahsin’in ablası Çiğdem. Hımm seni casus olarak Tahsin yolladı. Geçen gün de Karabaş’ı yollamıştı zaten. Günlüğümü çalarken yakaladım. Ya benden yana olursun ya da düşmandan yana. Tarafını seç!

Altın şaşırıp kaldı bu tavır karşısında. Ona adını veren kişiye komplo kurulduğunu hissetti. Asla Tahsin’e ihanet edemezdi. Ama bunu bu çilli kıza nasıl anlatacaktı.

Marketten gelen Tahsin’in aklına Altın geldi. Onu odasında bulamayınca odaları dolaşmaya başladı. Kedisi Sarman salonda derin bir uykudaydı. Demek ki civcivini henüz görmemişti. Annesine de soramazdı çünkü annesi ona sıkı sıkıya tembih etmişti odasının kapısını kapatmasının gerektiğini. Ablasının odasından konuşma sesleri duyunca oraya yöneldi. Ablası hala Altın’ı tehdit ediyordu.

-Altın Altın, diye seslenince Tahsin. Altın da “cik cik” diye cevap verdi. “Buradayım, al beni kurtar bundan” dercesine.

-Ne işin var senin burada, ben seni odamda bırakmamış mıydım?

Ablası Tahsin Yaklaşıp

-Sen yolladın onu değil mi? Casusluk yapsın diye.

Gözlerini hafifçe havaya kaldırıp alaylı bir şekilde ablasına bakarak:

-Ne saçmalıyorsun be abla? Yine rüya görüyorsun herhalde. Hadi Altın bu çılgın kızın odasından çıkalım. Yoksa ben çıldıracağım.

Altın Çiğdem’in dediklerini anlatmak ister gibi “cik cik” dedi birkaç defa.

-Ne güzel ötüyorsun sen. Gel senin sesini kaydedelim. Sonra beraber annemle dinler, eğleniriz.

Altın Tahsin’in her dediğini anlıyor ama Tahsin onu anlamıyordu. Bunun çaresi yok muydu acaba?

Tahsin aldı onu odasına götürüp hem sesini hem de görüntüsünü kaydetti. Altın bir yıldız gibi kendince şarkılar söyleyip bir taraftan da Çiğdem’in dediklerini birazda abartarak anlattı. Ama bu anlatışlar hep “cik cik’ten” ibaretti.

Tahsin, Altın’ı kameraya çektikten sonra önce herkesten önce kendisi bir göz atmak istedi. Bilgisayarı açtı iyi olmayanları silecek birazda uzun olanları da kesecekti. Yalnız çekimler umduğundan daha güzel olmuş pek beğenmişti. Komiklik olsun diye bir de tersten izlemeyi denerken bir de ne görsün, onun biricik civcivi konuşmuyor mu? Hem de ne konuşma resmen ablasının tüm dediklerini bu kuş ona söyleyerek anlatmıştı. Bu sırrı kimseler bilmemeli diye düşündü, Tahsin. Hem bilirlerse ona hiç bırakırlar mıydı? Azılı suçlular sonra sirk sahipleri hatta MİT bile Altın’ın peşine düşerlerdi. Hemen aklına ablası Çiğdem geldi. Herkeslerden önce onun bilmemesi lazımdı. Birinci düşman asıl oydu. Hemen kendisi gibi şımarık kız arkadaşlarını toplar.

-Bizim civcivimiz konuşuyor, diye hava atar cümle alemi başımıza toplar. Allah korusun!

Bir yandan ellerini yüzüne sürüp bir yandan da civcivine:

-Bak Altın sakın ha başkalarının yanında benimle konuşmaya falan kalkma! diyen Tahsin daha önce izlediği E.T filminden bahsetti. O uzaylının başına neler geldiğini anlatıp dikkatli davranması gerektiğini onu biraz da korkutarak anlattı.

Altın Civciv Hikayesi

Altın Karabaş’la Arkadaş Oluyor

altın civciv hikayesi

Altın bir gün öncesi Tahsin’in anlattıklarını aklından çıkarmamaya çalışıyor, özellikle Çiğdem’i görünce köşe bucak kaçıyordu. Bunu fark eden Çiğdem, Altın’ı avuçları arasına alıp:

-Neden benden kaçıyorsun? dedi. Halbuki dün sana şaka yapmıştım. Tahsin gibi ben de seninle arkadaş olmak istiyorum.

Altın onun konuşmalarını hiç inandırıcı bulmamış kaçmanın yollarını aramaya başlamıştı. Çiğdem’in avuçları içinde kendini boğuluyor gibi hissetti. Boğuk bir sesle:

-İmdat cik, imdat cikcik! dedi. Onu duyan kapının önündeki Karabaş hızlı adımlarla içeriye girdi. Etrafına iyice yaşlanmış gözlerle bakıp, kulak kabarttı.  Ses Çiğdem’in holden geliyordu. Hışımla gidip Çiğdem’in pantolonunun paçasını dişleriyle çekiştirmeye başladı.

Çiğdem Karabaş’a:

-Karabaş dur ne yapıyorsun? dediyse de, Altın’ı bırakıncaya kadar onun paçasını salmadı.

-Aptal köpek sen de mi Tahsin’i seviyorsun. Hepiniz bana karşısınız. Ben de kendime Sarman’ı dost edineceğim. Başka çaresi yok! diyerek kendi odasına yöneldi.

Karabaş Altın’ın Ensesinden Hafifçe Dişlerini Geçirip Tahsin’in Odasına Götürdü

-Sakın küçük civciv bu odadan dışarıya çıkma e mi? Bak ben her zaman seni duyamam.

-Sen duyamazsın belki ama Tahsin duyabilir, o benim dediklerimi anlıyor, dedi bilgiççe.

-Sahi mi?

-Sahi ya. Hem benim adım civciv ya da küçük falanda değil. Tahsin benim adımı Altın koydu.

-Benim adımı da babası koymuştu. O doğmadan önce ben bu evde yaşıyordum. İlk yürümeye başladığında önce benim sırtıma binmeye başladı. Konuşmayı bile ben öğrettim ona. İlk önce “Hav hav” dediğinde anne ve babasının halini bir görmeliydin.

Bir zaman onu benden uzaklaştırdılar. Kıskandılar tabi. Daha sonra yıllar geçti ben yaşlandım ama dostluğumuz hep taze kaldı. Onu her gün okula ben götürdüm. Okuldan gelmesini de iple çekiyordum. Okuldan gelirken bana kasaptan en güzel kemikleri getiriyordu. Anlayacağın bizim dostluğumuz kalıcı. Onu benden almazsın değil mi?

-Yok canım, olur mu hiç? Biz de üç arkadaş oluruz o vakit. Üç Silahşörler gibi.

-Söz mü?

-Elbette söz.

Bu konuşmadan sonra Karabaş sağ patisiyle, Altın da sağ kanadıyla pati-kanat yaptılar. Artık onlar iyi birer arkadaştı. Ama onların iyi arkadaş olduklarından daha Tahsin’in haberi yoktu. O da okuldan geldiğinde öğrenecekti.

Altın Civciv Hikayesi

Sarman Altın’ı Korkutuyor

Evin kedisi Sarman, henüz Altın’ı görmemişti. Onun başlıca görevi eve giren farelere engel olmak ve zararlı böcekleri avlamaktı. Onun dışındaki zamanını hep uyuyarak geçirirdi. En sevdiği şey de televizyon karşısında evinin beyinin koltuğuna uzanıp çizgi film izlemekti. Tahmin edersiniz ki en çok da Tom ve Jerry’i severdi. Oradaki Tom’u çok aptal bulurdu. Eğer kendisi orada olsaydı çoktan Jerry’nin işinin bitmiş olacağını arkadaşlarına anlatırdı.

Sarman, Tahsin’in odasından garip sesler geldiğini fark edince sinsice onun odasına yöneldi. Kapı kapalıydı ama o, radar gibi kulaklarıyla sesleri ayırt edebiliyordu. Müzikle beraber şarkı söyleme sesleri duyunca:

-Allah Allah, dedi şaşkınca. Henüz Tahsin okuldan gelmedi. Odasında kim var acaba?

Kapıya iyice yaklaşıp:

-İçerde biri mi var? diye sordu miyavlayarak.

Sesi duyan Altın onun Sarman olduğunu anlamıştı.

Kalbi tıp tıp atmaya başladı. Sessiz durması gerektiğini hatırladı birden. Gidip CD’yi kapattı. CD’nin kapanması Sarman’ı  iyice kuşkulandırdı.

-Kim var orada dedim. Çabuk ortaya çık. Hırsız mısın, nesin?

Altın bu sözler karşısında titremeye başladı. Cevap vermeli miydi, yoksa sessiz mi kalmalıydı bilemedi?

O sırada Tahsin öğle yemeği için eve gelmiş odasına çantasını bırakmaya gidiyordu. Birde ne görsün kedisi Sarman kapının önünde değil mi. Altın’ın kokusunu aldığını sandı. Yoksa biricik civcivi Sarman’a yem mi olacaktı.

-Sarman oğlum ne işin var senin burada?

-Miyav içerden bazı sesler duydum miyav, dedi.

Aslında Tahsin Sarman’ın ne demek istediğini anlamamıştı ama odasının önünde bulunduğu için sadece tahmin etmişti. Sarman’ı kucağına alıp dışarıya çıkarttı. Sarman kapıyı tırmalayıp “ Beni dışarıya atma” diye miyavlıyordu.

Odasının Kapısını Açan Tahsin

-Altın Altın neredesin? diye çağırdı.

Ama nedense hiç cevap veren yoktu. Birkaç defa daha seslendi. Yatağının altına sonrada kapının arkasına baktı. Civcivi yoktu. Tam umudunu kaybetmişti ki son defa da dolabın içine bakınca Altın’ın orada saklanmış olduğunu gördü. Onu görmenin sevinciyle avuçlarının arasına alıp bir de gagasına öpücük kondurdu.

-Çok mu korktun sen? diye sordu.

Hala titremekte olan Altın:

-Çok, diyebildi yalnızca.

-Merak etme onu dışarıya attım ama şimdilik çünkü bu evde ona ihtiyacımız var. Zira bizim evimiz bir çiftlik evi. Burada yılan olur fare de. Bu nedenle kedimiz, köpeğimiz olmalı. Büyüyünceye kadar dikkat ettin mi gerisi kolay. Sen de büyüyüp horoz olduğun zaman rahat edersin.

Altın Civciv Hikayesi

Altın Okula Gidiyor – Altın Civciv Hikayesi

Ertesi sabah Tahsin okul çantasını kontrol ederken kapatmayı unuttu. İşte o ara çantanın içini merak eden Altın çantaya giriverdi. Bunu fark etmeyen Tahsin çantanın fermuarını çekip sırtına aldı. Annesine de “hoşça kal“ dedikten sonra ablasıyla okul yolunu tuttu.

Sınıfa girdiklerinde ders kitaplarını çıkartırken Tahsin onu öyle gördü. Şaşkınlığını atlatınca “sus” işareti yaptı. Sıra arkadaşı hem de en iyi arkadaşı olan Mert:

-Bana bir şey mi dedin? diye sorunca

-Yok yok galiba kalem kutumu unuttum sanmıştım ki neyse ki buradaymış, diye hemen yalan uydurmuştu. Aslında masum gözükse de yalan söylediğinde pişmanlık duyuyordu. “Ama Mert’e de okula civcivimi getirdim diyemem ya” diye düşünerek kendini savunmaya aldı.

Tekrardan çantaya eğilip:

-Altın sakın çantadan çıkayım deme. Konuşma da sessizce otur! diye talimat verdi.

Mert yine kendisine bir şey dediğini sanmıştı.

-Efendim Tahsin?

-Bakma sen bana! Sesli düşünüyorum da, deyince.

-Oğlum içinden düşün be! Ben de hep bana bir şey diyorsun zannediyorum.

Öğretmeni Suna Hanım, Ders Anlatırken Tahsin’in Aklı Fikri Altın’daydı

Suna hanım Tahsin’deki değişik durumu fark etmiş birkaç defa derse kaldırsa da aldığı yanıtları beğenmemişti. Teneffüs zili çalınca Suna hanım:

-Herkes çıksın! Tahsin sen kal oğlum! deyince Tahsin tedirgin oldu. Oldukça yavaş adımlarla öğretmeninin yanına gitti.

-Neyin var oğlum, yoksa hasta mısın? Sen her zaman başarılı öğrencilerimin arasındasın. Bir derdin varsa bana söyleyebilirsin. Elimden geldiğince yardımcı olurum. Ama derdin yok da tembel olmak istiyorsan işte o vakit külahları değişiriz. Cevap bekliyorum.

-Öğretmenim hasta değilim, bir derdim de yok. Gerçekten çok özür dilerim, bir daha olmayacak, dedi Tahsin başını öne eğerek.

-Hadi sen de arkadaşlarına katıl hava al! İkinci ders yine kaldıracağım seni. deyip öğretmenler odasına doğru giderken Tahsin de kantine gidip cips aldı. Civcivi acıkmış olmalıydı çünkü sabah ona yem vermemişti. Cipsiyi aceleyle sınıfına çıkarttı. Bir kendi ağzına attı bir çantanın içine. Arada bir çantaya eğilip Altın’ı azarlamayı da ihmal etmedi.

-Senin yüzünden öğretmenimden azar işittim. En yakın arkadaşım da beni kendi kendine konuşan bir deli zannetti. Sakın bir daha benim haberim olmadan peşime düşme! Seni görürlerse top gibi oynarlar valla. Sen bu öğrenci milletini bilmezsin, elden ele dolaşırken ölürsün! Allah esirgesin. Ben sensiz ne yaparım o zaman, diyerek gönlünü de aldı civcivinin.

Öğleye kadar çantasını pek açmadı Tahsin. Kendini derse verdi. Suna hanım bu kez ondan memnun kalmıştı. Bir ara sıraların arasında dolaşan Suna hanım, Tahsin’in başını sevgiyle okşadı.

Son zil çalınca Tahsin okul gereçlerini daha düzenli yerleştirdi çantasına. Zira civcivinin boğularak ölmesini istemiyordu. Ablası okul kapısında eve gitmek için onu bekliyordu. Mert de onların yanına geldi.

Üçü Beraber Eve Giderlerken Mert

-Çiğdem abla, sen gide koy da biz Tahsin’le salıncağa binip öyle gelelim.

Tahsin bak sakın geç kalmayın sonra annem bana kızar. Çantanı götüreyim mi? dedi ablası.

-Hayır! diye yüksek sesle bağırınca Tahsin, Mert de kuşkulanarak:

-Ne o oğlum çantan da altın falan mı var? diye sorunca. Çiğdem de gülerek:

-Altın evde. Kendi odasında, diye yanıt verdi. Mert şaşkınlıkla onlara bakarak:

-Bir espri var da ben mi kaçırdım.

-Abla hadi sen eve git de bari annem yollara düşmesin. Daha Mert’in Altın’dan haberi yok.

-Ne o oğlum altın falan? Yoksa hazine buldunuz da bizim haberimiz mi yok?

-Bizim tavuklardan birinin civcivi olunca ben de onu odama alıp adını Altın koydum. Yani benim en büyük hazinem.

-Civcivini bana gösterir misin?

-İstersen hemen, diyen Tahsin çantasının fermuarını açtı. Altın “cik cik” diye ötmeye başlayınca Mert gülerek:

-Şimdi anlaşıldı okuldaki garip hallerinin sebebi. Nasıl cesaret ettin de sınıfa getirdin bu hayvanı?

-Hop hop dur bakalım! Benim civcivime nasıl hayvan dersin?

-Pardon Altın diyecektim.

-Onu ben getirmedim. Gizlice çantama girivermiş. Okulda cips yedirdim, çantamın içi çok kirlendi. Yardım et de! Çantamı temizleyeyim, deyip Altın’ı Mert’in avuçlarının içine bırakıverdi. Çantasındaki defter ve kitapları çıkartan Tahsin, cips kırıntılarını bir ağacın altına silkeledi. Daha sonra tekrar eşyalarını yerleştirip Altın’ı içine koydu. Sıra salıncağa binmeye gelmişti.

Her yükseğe çıktıklarında çığlık çığlığa bağırıyorlar, on yaşın vermiş olduğu mutluluğun tadını çıkartıyorlardı. Onlar gibi birçok çocuk da okul çıkışında buraya gelmiş, kimi salıncağa binerken kimi de kaydıraktan kayıyordu. Evi uzak olan çocuklar da öğle yemeklerini burada yiyorlardı.

Altın Civciv Hikayesi

Altın Hırsızları Dinliyor

Tahsin ve Mert salıncağa binerlerken onların çantalarını bıraktıkları oturağa hapisten yeni çıkmış orta yaş civarlarında iki hırsız oturdular. Niyetleri o kasabadaki tek banka olan Aras Bankası’nı soymaktı. Bütün planlar yapıldı. Önce kasabanın en büyük marketinde yangın çıkartılacak polis, itfaiye ve halk oraya gittiğinde onlar da bankayı soyacaklardı.

Çocukların artık epeyce karınları acıkmıştı. Salıncaktan inip çantalarını almak üzere gelince haydutlarla göz göze geldiler. Haydutlardan biri  iyi insan izlenimi vermek için onlara göz kırptı. Diğeri de çocuklara hiç fırça görmemiş dişleriyle sırıtınca biraz tiksindiler. Tahsin ve Mert bu adamları daha önce hiç buralarda görmediklerinden endişe etmişlerdi. Çantalarını alan çocuklar kaçarcasına evlerine doğru hızlı adımlarla gittiler. Mert’le yemekten sonra görüşmek üzere vedalaşan Tahsin karşı yola geçip evlerine vardı. Bir hayli acıkmıştı. Alelacele ellerini yıkayıp sofraya oturdu. Annesi sitem ederek:

-A oğlum nerede kaldın, yemeği kaç defa ısıttığımdan haberin var mı?

-Anne sen hiç çocuk olmadın mı? Mutlaka sen de eve geç kalmışsındır. Anneanneme soralım istersen, deyince susmak zorunda kaldı. Üstelik ablası Çiğdem çocukların parkta olduğunu  ona haber vermişti.

Yemeğini yiyen Tahsin öğleden sonraki ders kitaplarını çantasına koymak için odasına gidince  Altın’ı da çantada  unutmuş olduğunu hatırladı.

Yarı gülerek yarı utanarak.:

-Çok özür dilerim Altın. Çok acıkınca inan seni unuttum. Dur sana bir şeyler getireyim.

-Tamam tamam affettim. Daha önemli bir konu var. Siz salıncağa binerken ben çantanın içindeydim ya…

-Evet

-İki adam oturdu yanıma. Yüzlerini görmedim ama galiba Aras Bankası’nı soyacaklarmış.

Bütün Konuşmaları Harfi Harfine Anlattı Altın

Ama yüzlerini göremedim. Eğer çantayı bu kadar sıkı sıkıya kapatmamış olsaydın adamları tarif de edebilirdim deyince,

-Hiç gerek yok çünkü biz o adamları gördük. Daha önce hiç bu kasabada görmediğimiz tiplerdi. Şimdi senin anlattıklarını Mert’e anlatsam bana “rüya görüyorsun” der. Senin konuştuğunu ispat edersem bana ancak o zaman inanır. Ne dersin sırrımızı onunla da paylaşalım mı?

-Ama bana demiştin ki.

-Öyle demiştim ama şimdi şimdi her şey farklı. Kasabamızdaki tek bankayı soydurtacak değiliz. Polise gitsek bize asla inanmaz. Diyelim ki inandı. Bir suç işlemeden kimse tutuklanmaz. Hem haydutlar bizim onları polise şikayet ettiğimizi bir öğrenirlerse yandık ki ne yandık. Belki de bizi kaçırırlar ne bileyim belki de öldürürler, deyince.

Altın’ı da bir korku sarmış, kanatlarının arasına başını alıp:

-Allah korusun, dedi ve ekledi:

Tamam Tahsin bildiğin gibi yap, ben sana güveniyorum.

Altın Civciv Hikayesi

Tahsin Gerçeği Mert’e Anlatıyor

Öğle yemeğinden sonra okula ablasıyla beraber giden Tahsin yolda neredeyse hiç konuşmadı. O haydutları düşündükçe türlü planlar yapıp onları yakalıyor ve halkın kahramanı oluyordu. Kendisine ve Mert’e madalya takılıp teşekkür edildikten sonra polis teşkilatının birer üyesi yapıldığını hayal ediyordu. Başka zaman olsa çenesi hiç durmaz ablasını kızdırırdı. Okul bahçesinde kimsenin olmayıp geç kaldıklarını fark eden  Çiğdem kardeşine sertçe bakarak:

-İşte senin yüzünden geç kaldık. Azar işitirsem o zaman görürsün sen, dediyse de Tahsin umursamadı bile. Onun aklı başka yerdeydi çünkü.

Sınıfın kapısını tıklayıp girmek için izin alan Tahsin hemen yerine oturup defter ve kitabını açtı. Mert nerde kaldın gibilerden bakınca:

-Anlatacaklarım var, dedi fısıldayarak.

“Tamam” işareti ile başını salladı Mert.

Öğretmeni Suna hanım tahtaya matematik problemleri yazarken Tahsin Mert’e doğru eğilip:

-Biliyor musun? Parkta gördüğümüz adamlar Aras Bankası’nı soyacaklarmış, deyince

-Sen nerden biliyorsun? diye merakla sordu Mert

-Şimdi anlatsam da inanmazsın ki bana.

İnanırım senin yalan söylemediğini bilirim, deyince arkadaşı

-O zaman sıkı dur! Benim Altın var ya işte o söyledi. Biz salıncağa binerken o adamların planlarını duymuş. Bana anlattı.

Mert oldukça şaşırıp Tahsin’e tuhaf bir şekilde baktıktan sonra:

-Sen şaşırdın galiba. Hiç civcivler konuşur mu? diye sırıttı alaycı bir şekilde.

-Hani biraz önce benim yalan söylemeyeceğime inandığını söylemiştin.

-İspat et o halde!

-Okul çıkışı bize gidelim. O zaman yalan söylemediğimi görürsün.

İki ders saati de bitmiş Çiğdem önden Tahsin ve Mert de arkalarından evlerine doğru yürüyorlardı. Oğlanlar Çiğdem duymasın diye fısıltıyla konuşuyorlardı.  Ama Çiğdem ara sıra onların Altın ve haydutlar gibi kelimeleri birleştirip konuyu anlamaya çalışıyordu. Bir ara arkasına dönüp:

-Siz niye fısıltıyla konuşuyorsunuz, yoksa benden bir şeyler mi saklıyorsunuz? deyince

-Yok abla olur mu hiç, diye tereddütle cevap verdi Tahsin. Arkadaşının kulağına eğilip:

-Yoksa bu cadı duydu mu bizi?

-Sanmam kulakları radar değil ya, dedi gülerek Mert.

Nihayet Tahsinlerin Evine Varmışlardı

Çiğdem mutfağa annesinin yanına, iki oğlan da doğruca Tahsin’in odasına yöneldiler. Karton kutunun içindeki Altın’ı Mert avuçlarının içine alıp:

-Hadi öt bakalım, dedi.

-Oğlum suçlu o değil ki!

-Şaka yaptım be oğlum kızma hemen.

Altın konuşmak ve susmak arasında kararsız kalmıştı. Başını Tahsin’e çevirip baktı “ne dersin?” gibilerden.

-Seninle konuşmuştuk ya Altın. Mert benim en iyi arkadaşım. Hem o haydutları yakalatmamız gerek. Hadi konuş onunla!

Altın “olur” diye başını salladıktan sonra tüm konuşulanları A’dan Z’ye anlattı. O anlatırken Mert can kulağıyla hem Altın’ı dinliyor hem de kuş hiç konuşur mu diye de şaşkınlığını yüz ifadesiyle belli ediyordu. Tahsin, Mert’in haline gülmemek için kendini zor tuttu. Zira onların konuşmaları şu anda oldukça önem arz ediyordu.

Altın’ın duyduğuna göre soygun hafta sonu yapılacaktı. Daha haftanın ilk günü olduğundan çocuklar o güne kadar hazırlıklarını yapıp hırsızları suçüstü  yakalatabilirlerdi. Mert’in dayısı polisti. Pekala ondan da kolayca yardım isteyebilirlerdi ama Mert dayısından dolaylı olarak yardım istemek yerine ondan iki adet polis telsizi ödünç vermesini isteyecekti. Dayısından telsizleri isterken ne yalan uydurabileceklerini düşündüler. Bulmaları da gecikmedi.

Tahsin sırıtarak:

-Sosyal Bilgiler dersinde öğretmen istedi. Polis teşkilatının suçluları nasıl yakalayıp adalete nasıl hizmet ettiklerini uygulamalı olarak anlatacak deriz, dedi.

-Valla senden korkulur Tahsin. İşte buna dayım Kadir bile inanır, deyince kahkahayla güldü üç kafadar.

Onların odalarında fazla kaldığından şüphelenen Çiğdem birkaç defa odalarının önünden geçtiyse de bir türlü konuşmaları duyamadı. En sonunda kapıyı tıklayıp o da girdi odaya.

-Ne yapıyorsunuz burada?

-Tahsin’in civcivini görmeye geldim. Konuşuyormuş da, deyince Mert.

-Şarkı da söyler, diye ekledi Tahsin. Bir taraftan da Mert’e ”Sen ne dedin?” gibilerden bakınca. Mert hem gülüyor hem de arkadaşına “Zaten inanmaz ki” gibilerden göz kırptı.

Siz Benimle Dalga Mı Geçiyorsunuz Allah Aşkına

-Yok değil abla. Şaka yapalım dedik yalnızca. Benim güzel ablacım hem dalga denizde olur, değil mi Mert? demesiyle sinirden yüzü kıpkırmızı olan Çiğdem:

-Sizin yanınıza gelende kabahat. Ama emin olun ki neler çevirdiğinizi ortaya çıkaracağım, deyip hışımla kapıyı çarpıp odasına gitti.

-Dikkatli olmalıyız Mert. Ablam dediğini yapar çünkü. Keşke onu bu kadar çok kızdırmasaydık.

-Boş ver aldırma! Benim ablam da öyle.

İlk planları Mert’in dayısı Kadir’den telsiz istemesi olacaktı. Mert telsizleri getirir getirmez nasıl kullanılacağını Tahsin’e öğretecek daha sonra diğer planlar sırasıyla uygulanacaktı. Biraz daha oturan oğlanlar tekrar görüşmek üzere ayrıldılar.

Mert gidince Altın ona:

-Biliyor musun Tahsin, Karabaş da bize yardım edebilir o da benimle konuşabiliyor.

-Elbette hayvanlar birbiriyle konuşabilir. Bu çok doğal.

-Kedi kediyle, köpek köpekle elbette kolay. Ama o köpekçe ben ise kuşça konuşuyorum, deyip daha da konuşacaktı ki Tahsin:

-Ee sadede gel bakalım! Nasıl bir yardımı olabilir Karabaş’ın? diye merakla sordu.

-Mesela tekrar parka gidip adamların planlarını daha ince ayrıntıları ile öğrenebilir ne bileyim başka arkadaşları da var mı onu dahi bilmiyoruz. Dikkatli hareket edip haydutları kuşkulandırmamak gerek. Hiç yaşlı  bir köpekten şüphelenirler mi?

-Elbette hayır. Sen çok akıllı bir kuşsun. O zaman ben hemen annemden izin alıp Karabaşla beraber şu parka gideyim. Bakalım bizim haydutlar orada mı? Eğer oradalarsa ben salıncağa biner gibi yaparken Karabaş da  onları dinler.

Altın Civciv Hikayesi

Karabaş Hırsızların Planını Dinliyor

Annesinden izin alan Tahsin, Karabaşla beraber yakınlarındaki parka gittiler. Parka birkaç kadın çocuklarını getirmiş, çocuklar oynarlarken kadınlar da kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Ara sıra çocukların orada olup olmadıklarını kontrol edip tekrardan konuşmalarına devam ediyorlardı. Karabaş’la boş bir oturağa oturdu Tahsin. Meraklı gözlerle etrafına bakıp o adamları aradı. Henüz ortalarda gözükmüyorlardı. Aslında parka geleceklerinden de pek emin değildi ama olası bir ihtimal de vardı. Karabaş’a eğilip:

-Sakın ha uzaklara falan gitme! Onlar gelince sen burada kalacaksın. Ben az ilerde olacağım. Merak etme senden kuşkulanmak akıllarına bile gelmez!

Eline çizgi roman alan Tahsin kitabı bir yandan okuyor bir yandan da  etrafı kolaçan ediyordu. Neredeyse bir saat geçmişti ki sıkılınca gitmeye karar verdi. Zaten kitaba da kendini verememiş epey bunalmıştı. Akşamın serinliği düşünce parktakilerin sayısı gittikçe azalmış tek tük insan kalmıştı. Birden onun da içine bir ürperti çöktü. Bu hem soğuktan hem de hırsızlarla tekrardan karşılaşma tedirginliğindendi. O da eve gitmek için ayağa kalktığı sırada iki hırsız sallanarak parka doğru geliyorlardı. Tahsin tekrar cesaretlenip gelmesi için Karabaş’a uzunca bir ıslık çaldı. Karabaş adeta uçarcasına Tahsin’in yanına geldi.

-İşte oğlum o adamlar, planımızı biliyorsun. Ben kaydıraklara gidiyorum. Onlar ayrılmadan sakın yanlarından ayrılmak yok! Kasaba’nın bankası tehlikede bunu sakın aklından çıkarma! dedikten sonra köpeğinin başını sevgiyle okşayıp kaydıraklara yöneldi. Bir yandan da adamlara kuşkulandırmadan bakıyor ne çok uzak ne de çok yakın mesafede duruyordu.

Tahsin kaydırakta kayarken iki kafadar fısıltıyla pazar akşamı yapacakları soygunu planlıyorlardı. Meğer marketin temizlikçilerinden birisi de onların adamıymış. Birazdan o da gelecekmiş. O yangını markette çıkartacak. Herkes mal ve can kaygısına düştüğü sırada hep birlikte bankayı soyacaklarmış. Sonra ver elini Yunan adaları oradan da İtalya’ya gideceklermiş. Bunları konuşurlarken Karabaş hep onların yanındaydı. Arada uyur gibi yapsa da kulağı hep onlardaydı.

Bir Ara Haydutlardan Biri Karabaş’ın Başını Okşayıp

Ne dersin benim köpeğim olur musun? deyince Karabaş kendi dilinde:

-Hav hav, dedi “olmaz” gibilerden.

Ama haydut “olur” anladı. Arkadaşına dönüp:

-Bak o da benden hoşlandı, diyerek sırıttı sarı dişleriyle.

Arkadaşı:

-Sırıtma lan şu dişlerle! Kaç defa dedim sana fırçala diye.

Hala sırıtıp arkadaşını deli ediyordu. O esnada marketteki görevi biten üçüncü hırsız geliyordu. Onun giyimi diğerlerine göre daha düzgün, görünüşü de farklıydı. Bebek yüzlü olunca da polis ondan hiç şüphelenmezdi. Dereden tepeden konuştular.  Önceden planlar yapıldığı için yeni bir şey eklemediler. Artık konuşmanın bittiğini anlayan Karabaş yanlarından ayrılıp parkın çıkışında Tahsin’i bekledi. Tahsin yanına varıp kendisini neden bırakıp gittiğini sorunca:

-O zaman ikimizin birlikte olduğunu anlarlar. Ben ustalıkla kaçabilirim ama sen yakalanırsın Tahsin.

Tahsin köpeğine sıkıca sarılıp sırtını okşadı. Annesi ne kadar kızsa da Karabaş’ın burnundan öptü. Bu sevgi gösterisinden sonra Karabaş kuyruğunu dakikalarca titretirken bir yandan da dilini sallıyordu. Evlerine giderken Tahsin’in kâh önüne geçiyor kâh arkasında geziyor bazen de iki arkadaş gibi yanında yürüyordu. Arada da her köpek gibi yoldaki ağaçları suluyordu.

Karabaş yolda tüm konuşmaları en ince ayrıntısına kadar anlattı. Bir de bunları Mert’le Altın’a anlatacaklardı. Herkes uyuduktan sonra Tahsin Mert’i aramanın en doğru fikir olduğunu düşündü.

Evlerine vardıklarında annesi geç kaldığı için epey kızdı ona. Daha sonra derslerini yapmadığını hatırlayınca yemeğini bile yemeden ödevlerinin başına geçti. Ertesi gün bir de öğretmeninde azar yemek istemiyordu.

Altın Civciv Hikayesi

Gece Bütün Ekip Toplanıyor

Herkes uyuduktan sonra Tahsin, gizlice cep telefonundan Mert’i aradı. Şu anda duyduklarını telefonda anlatmanın çok uzun vakit alacağını evlerinin önünde buluşmalarını söyledi. Gerçekte her ikisinin ailesi de geç vakitte dışarıya çıkmalarına müsaade etmiyorlardı ama bu hakikaten sıra dışı bir meseleydi. Bu nedenle Mert bu teklife hayır diyemedi.

İki arkadaş Tahsin’lerin evlerinin önünde buluşup ağıla gittiler. Yanlarında Altın ve Karabaş da vardı tabi. Tahsin ve Karabaş öğleden sonra parka gidip neler duyduklarını Mert’e en ince ayrıntısına kadar anlattılar. Mert de dayısı Kadir’le konuştuğunu, yarın için telsizleri getirebileceğini müjdeledi. İşler yolunda gittiği için iki çocuk oldukça sevinmiş,  gönül rahatlığı ile evlerine gidip sabaha kadar mışıl mışıl uyumuşlardı.

Onlar gece vedalaşırken bir çift göz onları görmüştü. O göz Çiğdem’den başkası değildi. O gece pek uyuyamayan Çiğdem, gecenin sessizliğinde çocukların konuşmalarını duymuştu. Seslerin sahibini merak edince dışarıda kardeşiyle Mert’i konuşurken görmüştü. “Tahminim doğru bunlar mutlaka bir iş çeviriyor olmalılar ama şimdi değil yarın okula giderken öğrenirim” diye düşündü Çiğdem.

Sabah olup kahvaltılarını yapan çocuklar hazırlanıp evden okula gitmek üzere çıktılar. Daha bahçe kapısına varmamışlardı ki Çiğdem kardeşine:

-Ee… Tahsin gece Mert’le ne yapıyordunuz? Anlat bakalım ablana!

Tahsin oldukça şaşırmıştı. Söyleyecek söz bulamadı. Sadece “hiiç” diyebildi.

Çiğdem tehditkar bir tavır takınıp:

-Bana bak bücür eğer bana da anlatmazsanız neler çevirdiğinizi gider annemlere anlatırım. Bizim evde gece dışarı çıkmanın yasak olduğunu sen bilmiyor musun?

Anlatsam da inanmazsın ki bana.

-Bir dene istersen, dedi Çiğdem kardeşinin gözlerine içine bakarak.

-Hem bu bir sır. Kızlar olmamalı aramızda.

-Eğer beni dışlarsanız… diye yine tehdit etmeye başlayınca Çiğdem.

Bu kız hep böyle hayatının kabusuydu tehditleriyle istediğini elde edinceye kadar vazgeçmezdi. Yine korkutmuştu kardeşini.

-Tamam tamam anlatacağım.

Okula varıncaya dek Altın’ın konuşmasından haydutlara kadar her şeyi anlattı Tahsin.  Ablası sanki güzel bir masal dinliyormuşçasına hiç sesini çıkarmadan Tahsin’i dinledi. Tahsin sözünü bitirince:

-Evet anlattıklarının hepsine inanıyorum. Planlarınıza beni de dahil edeceksiniz. İşte o zaman annemlere anlatmam. Aksi takdirde güzelim banka soyulur ona göre.

Bu Konuşmalardan Sonra Her Biri Kendi Sınıfına Doğru Gidip Derse Girdi

Dersliğe giren Tahsin, heyecanlı bir şekilde daha arkadaşına “selam” bile vermeden telsizleri sorunca:

-O iş tamam Tahsin. Öğleden sonra kullanmayı öğreteceğim sana, deyince Tahsin mahcup bir şekilde sözüne devam etti:

-Mert planlarımıza Çiğdem’i de ortak etmek zorundayız.

-Neden ki?

-Neden olacak gece bizi konuşurken görmüş, beni biraz uyardı.

-Yani tehdit etti öyle mi?

-Maalesef öyle.

-Sen de her şeyi anlattın tabi.

Bu soruya başını öne eğerek cevap verdi Tahsin.

-Gerçekten senin ablan cadıymış.

-Demiştim sana. Ama belki faydası da olur.

-Bu kadar zeki olduğuna göre mutlaka faydası olur, diye mukabele etti Mert de.

Öğlen yemeğe çıktıkları vakit her üçü de  sadece soygundan ve haydutlardan bahsediyorlardı.  Çiğdem onlardan daha büyük olduğu için yaptığı planları da daha mantıklıydı. Önce marketteki eleman saf dışı bırakılacak yangın çıkarması engellenecek ya da kundaklama olayı gerçekleşir gerçekleşmez polis olan Kadir dayıya ulaşılacaktı. Bu polis telsiziyle de iş kolaylaşacaktı. Markete köpekle girmek kolay değildi ama bir civcivle  rahatça girilebilirdi. Market elemanının  hareketleri ve konuşmaları  rahatça izlenebilirdi. Ee tabi Karabaş’ın da bir görevi olmalıydı. O tam bir K9 gibi hareket edip çocukları koruyup etrafı kolaçan etmeliydi. Neredeyse görev dağılımı tamamlanmıştı. Sıra diğer savaş araç gereçlerini hazırlamaya gelmişti bunu da öğleden sonra derslerini bitirdikten sonra yapacaklardı.

Öğlen eve gelen abla kardeş bütün yaptıkları planları Altın ve Karabaş’a da anlattılar. Onlara soygun öncesi ne yapacaklarını çok iyi bir şekilde öğrettiler. Asla gereksiz bir kahramanlıkta bulunulmayacak, soyguncuların dahi hayatları tehlikeye atılmayacaktı. Onlar uygun bir şekilde tutuklanıp ait oldukları yere yani hapishaneye gönderilecekti.

Altın Civciv Hikayesi

Tüm Ekip Markete Gidiyor

İkindiyle akşam arası çocuklar Tahsin’lerin ağılda buluştular. Mert yanında telsizleri de getirmişti. Arkadaşlarına nasıl kullanacağını bir güzel uygulamalı anlattı. Şimdi her birinin elinde polis telsizi vardı. Bir süre deneme amaçlı polisçilik oynadılar. Her birine tanınmamak için kod isimleri taktılar. Tahsin’in Tarkan, Mert’in Karaoğlan, Çiğdem’in ise Erkek Fato’ydu. Kendilerine Türk filmlerinden uygun karakter isimleri seçmeyi uygun bulmuşlardı.

Önce market elemanının çalıştığı yere gidecekler. Onunla konuşmanın yollarını arayacaklardı. Ama nasıl?

-Akşam olunca dayıma söylerim o bizi markete götürür, deyince Mert.

“Olmaz” diye başını iki yana salladı Tahsin.

-Yanımızda bir büyük olursa üstelik bir de polisse nasıl rahat hareket edebiliriz. En iyisi mi küçük de olsa yalan söyleyelim.

-Ne gibi? dediler Çiğdem’le Mert aynı anda.

-Biz babama Mert’in babası bizi markete götürecek deriz. İzni koparırız. Sen de Tahsin’in babası götürecek dersin o da izin verir o vakit.

Bu fikirde de anlaşan çocuklar akşam yemeğinden sonra markete gidip hem alışveriş yapacaklar hem de market elemanını izlemeye alacaklardı. Tabi ki yanlarına köpek ve civcivlerinin yanı sıra telsizlerini de alacaklardı. Polis telsizi olduğu için de çok uzun mesafeleri alabilen kaliteli bir makineydi bu.

Yemekte Tahsin ve ablası babalarından aynı planladıkları gibi söyleyerek izin aldılar.

Annesi Şaşkınlıkla

-Biliyor musun? İlk defa Tahsinle Çiğdem beraber bir yere gidiyorlar. Daha düne kadar kediyle köpek gibiydi bunlar. Garanti bir iş çeviriyorlar, dedi.

Tahsin’in babası gün boyu evde olmadığı için çocukların bu değin tartışıp kavga ettiğinden haberi yoktu. Bu nedenle karısının fikrine katılmadı.

-Büyüyorlar hanım. Belki de o yüzden iyi geçiniyorlardır.

–İnşallah öyledir bey, derken oldukça kuşkuluydu ağzından dökülen sözcükler.

-Hanım onu bunu boş ver. Hadi baş başa bir kahve içelim, ne dersin? Ne zamandır ikimiz yalnız kalmamıştık.

-Tamam. Bir de düğün kasetimizi koyup onu da izleyelim ozaman.

-Tabi izlemek istersin sen hiç değişmedin ki hanım. Ben kasete bakınca kendimi tanıyamıyorum. Baksana gür saçlarım döküldü. Bedenim desen gittikçe büyüyüp yağlandı. İzledikçe moralim bozuluyor.

-Hayatım ben seni her şekilde seviyorum. Rabbim yeter ki sağlık versin! Seni başımızdan eksik etmesin, diye söyleyince hanımı. “Amin!” diye yüksek sesle karşılık verdi.

Altın Civciv Hikayesi

Hırsızlar Markette Buluşuyor

Çocuklar çok da uzak olmayan markete yaya olarak gitmeye karar verdiler. Zira konuşmalarını duyan biri operasyona engel olabilirdi. Hem yolda da planlarını tekrar tekrar gözden geçirebilirlerdi.

O sırada Tahsin civcivini sırt çantasına koydu ama çantayı önüne astı. Ablasıyla Mert ona çok güldülerse de o vazgeçmeyip:

-Altın’a bir şey olmasını istemiyorum. Böyle daha güvenli, dedi.

Karabaş’ta bir ileri bir geri gidip çocukları tehlikelere karşı korumaya çalışıyordu. Ara sıra havlayıp yoldan geçenlere göz dağı veriyordu.

Yirmi Dakika Sonra Markete Gelmişlerdi

Önce reyonları gezen çocuklar nihayet market elemanını gördüler. Az ilerde de haydutlar market elemanıyla konuşmak için fırsat bekliyorlardı. Çocuklar market elemanıyla konuşmaktan vazgeçip ellerindeki telsizlerden birini ürünlerin arasına gizlice koydular. Amaçları haydutlar ile market elemanının konuşmalarını az öteden dinlemekti. Çevresinden müşteriler çekilince haydutlar market elemanının yanına geldiler.

-Ne haber Bıçkın Ahmet? diye sordu haydutlardan birisi

-Bana lakabımla çağırmayın diye kaç defa söyledim size. Yerin kulağı var. Zaten kodesten firar edeli iki yıl oldu. Anca kendime iyi bir iş bulabildim. İyi ki de sabıka kaydı falan istemediler. Yoksa yine işsizlik.

-Hapishanede insanı aç mı bırakıyorlar? dedi öbür haydut.

-Aç bırakmıyorlar ama ya özgürlüğün tadı başka hiçbir şeyde yok. Hem diyeceğim şu ki, ben rahatım arkadaş bana bulaşmayın.  Ben soygundan falan vazgeçtim.

-Şimdi mi söylüyorsun lan bunu. Günlerdir plan yapıyoruz. Sen olmadan biz bu soygunu yapamayız. Anlasana biz saç ayağı gibiyiz ne güzel günler yaşadık bir hatırlasana!

Bıçkın Ahmet karar vermişti bir kez. Onu dinlemiyor gibi yapıp bir de müşterilere gülümseyince haydut iyice kızdı. Bıçkın Ahmet’in yanına biraz daha yaklaşıp:

-Eğer vazgeçersen seni polise ihbar ederiz. Öyle değil mi Bilo? dedi gözünü kırparak

-Öyle, dedi diğer haydut elindeki bıçağı göstererek.

Çocuklar az ilerde tüm konuşmaları duymuşlar epeyce ürkmüşlerdi. Bir oyun gibi düşünmüşlerdi oysa.

Gerçekten Bu İş Boylarını Aşıyordu

Sırada karakoldaki telsizin başındaki polis memuru da tüm konuşmalara şahit olmuştu. Komiserine  tüm duyduklarını anlattı. Nasıl oluyordu da polis telsizinde bu tür konuşmalar yapılabiliyordu? Bunu da ertesi sabah işe gelen polis memuru Kadir’den öğrendiler. Kadir, komiserine yeğeninin bir ödev için telsizi istediğini, onu kırmamak için de verdiğini sıkılarak anlattı.

Komiser, Kadir’e çok kızacaktı ama soyguna engel olunacağı için kızma işini erteledi. Polis teşkilatı pazar günü için tüm ekipmanlarını hazırlayıp olası bir çatışma için tedbirlerini aldı. Çocuklar karakola acilen getirildi. Onlar ilk önce yeri belli olan market elemanını ona sezdirmeden sivil polislere gösterdiler. Şimdi sıra haydutlara gelmişti. Onların kim olduğunu da Bıçkın Ahmet’ten öğreneceklerdi.

Market elemanı eski bir suçluydu. Lakin bu işleri bırakıp dürüst bir hayatı tercih ettiğini haydutlarla konuşması esnasında polisler de şahit olmuştu. Bu nedenle market elemanıyla rahatça irtibata geçip diğer hırsızları kolaylıkla yakalayabilirlerdi.

Polis market elemanıyla anlaştı. O, haydutlara  yalandan yangın çıkardığını söyleyip haber verecekti.  Onlar bankanın içine girdiklerinde de zaten içerde operasyon için bekleyen polisler tarafından suçüstü yapılacaktı. Ödül olarak da market elemanı o gün için karakola teslim olacak daha sonra polislere yardım ettiğinden ötürü hakim tarafından affedilecekti.

Altın Civciv Hikayesi

Hırsızlar Yakalanıyor – Altın Civciv Hikayesi Final 1

Pazar günü yapılacak operasyon için yerel televizyona da haber verildi. Kasabanın küçük oluşundan ötürü soygun yapılacağını nerdeyse duymayan kalmamıştı. Bankanın ve marketin yakınlarında halkın zarar görmemesi için her türlü tedbir alınmıştı. Operasyon tam da emniyetin istediği şekilde gerçekleşiyordu.

Market elemanı arkadaşlarını markette yangın çıkarttığını, az sonra yanlarına geleceğini bildirdi. O sırada itfaiye arabası, ambulans ve iki ekip arabası markete doğru plan dahilinde bankanın yakınından markete doğru gittiler. Haydutlarda gönül rahatlığıyla bankanın arka kapısının kilidini kırıp içeriye girdiler. Zorlanmadan kasayı açtılar. Her şey onlar için hazırlanmıştı sanki. O kadar mutlulardı ki. O sırada sahte paraları aldıklarını polislerden başka  kim bilebilirdi. Onlar işlerini tamamlayıp dışarıya çıktıklarında market çalışanı bir minibüsle onları almaya gelmişti. Gülerek arabaya bindiler. Market elemanı:

-Aldınız mı tüm parayı, diye sorunca

-Hem de tereyağından kıl çeker gibi. Biliyor musun kasa şifreli bile değildi. Enayiler bizim için açık bırakmışlar. Şimdiye kadar en rahat açtığım kasa.

-Peki silahlar nerede, diye ekledi market elemanı.

-İşte burada. Zaten oyuncak tabanca bunlar.

-Öyle mi? Bu oyuncak silahla mı soyguna gittiniz ve beni de korkuttunuz. Bravo size yani!

O sırada tüm konuşmaları duyan ve onları takip eden polis kuvvetleri minibüsü önünden ve arkasından ablukaya aldılar. Haydutlar ne olup bittiğini anlamadan ellerinden kelepçelenip ekip otosuna bindirildiler. Bu olup bitenler yerel televizyondan da tüm kasabaya izlettirildi. Çocuklar da aynı anda televizyona çıkarıldı. Ama onlar soygunu nasıl öğrendiklerini kimseye anlatmadılar. Çünkü o bir sırdı. Sadece Tahsin arkadaşının kulağına eğilip:

-Allah kahretmesin! Tam da ünlü olup bütün madalyaları kapacaktık ki polisler bize engel oldular. Şimdi senin bu dayın yok mu herkes onu alkışlıyor bak!

Gerçekten de günün kahramanı polis Kadir olmuştu. Bütün kasaba hep ondan söz ediyor, çocuklar hep onun gibi bir polis olmayı hayal ediyorlardı. Kadir de herkesin takdirini almış olmanın gururuyla etrafına gülücükler yağdırıp bu işin “gerçekten fedakarlık gerektiğini” anlatıp duruyordu.

Altın Civciv Hikayesi

3 Hafta Sonra

Aradan üç hafta geçmişti ki kasabadaki olay unutulmaya başlamış yine eski monoton günler geri gelmişti.

Yaz günleri yaklaşmış doğayı ayrı bir sevinç almış, bahçedeki küçük elma ağacı bile Tahsin’e meyve vermeye hazırdı. Sobalar sökülmüş evde yaz heyecanı almış yürümüştü. Çiğdem, annesine ev işlerinde yardım ederken Tahsin de bahçe işlerinde babasına katkıda bulunmuştu. Tahsin sonraki günlerde hep ders çalışarak vaktini geçirdiğinden Altın’a pek vakit ayıramamıştı. Onun büyüdüğünü dahi fark edememişti. Halbuki Altın onun gibi erkekti ve kümese horoz olmaya en büyük adaydı. Etrafta erkek gibi dolaşıp tavuklarla her fırsatta kavga edip onlarla dövüşüyordu. En iyi arkadaşı da Karabaş’tı tabi. Sarman’dan da eskisi gibi korkmuyor hatta civcivlere yaklaştığı vakit onu didaklayıp kaçırıyordu.

İşte yaz günleri daha gelmeden çiftlik hayatı başlamış, yaz gününün o tatlı esintisi Tahsinlerin evlerine girmişti.

Altın Civciv Hikayesi

FİNAL 1 –

Hikayenin Devamı “Altın Baba Oluyor”

Altın Civciv Hikayesi

Diğer Hikayelerimiz:

Kedi Tecker – En Güzel Çocuk Masalları

Avcı Kedim – En Güzel Çocuk Hikayeleri

Masal oku, hikaye oku, en güzel çocuk masalları, en güzel çocuk hikayeleri, çocuk masalları kısa, çocuk masalları uzun, çocuk hikayeleri kısa, çocuk hikayeleri uzun, çocuklar için masal, çocuklar için hikaye, çocuk masalları, çocuk hikayeleri, altın civciv, altın baba oluyor, altın civciv hikayesi, altın civciv masalı,

Beğen  10
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir