Menu

Karabaş Hırsızların Planını Dinliyor – Altın Civciv Hikayesi

Annesinden izin alan Tahsin, Karabaşla beraber yakınlarındaki parka gittiler. Parka birkaç kadın çocuklarını getirmiş, çocuklar oynarlarken kadınlar da kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Ara sıra çocukların orada olup olmadıklarını kontrol edip tekrardan konuşmalarına devam ediyorlardı. Karabaş’la boş bir oturağa oturdu Tahsin. Meraklı gözlerle etrafına bakıp o adamları aradı. Henüz ortalarda gözükmüyorlardı. Aslında parka geleceklerinden de pek emin değildi ama olası bir ihtimal de vardı. Karabaş’a eğilip:

-Sakın ha uzaklara falan gitme! Onlar gelince sen burada kalacaksın. Ben az ilerde olacağım. Merak etme senden kuşkulanmak akıllarına bile gelmez!

Eline çizgi roman alan Tahsin kitabı bir yandan okuyor bir yandan da  etrafı kolaçan ediyordu. Neredeyse bir saat geçmişti ki sıkılınca gitmeye karar verdi. Zaten kitaba da kendini verememiş epey bunalmıştı. Akşamın serinliği düşünce parktakilerin sayısı gittikçe azalmış tek tük insan kalmıştı. Birden onun da içine bir ürperti çöktü. Bu hem soğuktan hem de hırsızlarla tekrardan karşılaşma tedirginliğindendi. O da eve gitmek için ayağa kalktığı sırada iki hırsız sallanarak parka doğru geliyorlardı. Tahsin tekrar cesaretlenip gelmesi için Karabaş’a uzunca bir ıslık çaldı. Karabaş adeta uçarcasına Tahsin’in yanına geldi.

köpek karabaş

-İşte oğlum o adamlar, planımızı biliyorsun. Ben kaydıraklara gidiyorum. Onlar ayrılmadan sakın yanlarından ayrılmak yok! Kasaba’nın bankası tehlikede bunu sakın aklından çıkarma! dedikten sonra köpeğinin başını sevgiyle okşayıp kaydıraklara yöneldi. Bir yandan da adamlara kuşkulandırmadan bakıyor ne çok uzak ne de çok yakın mesafede duruyordu.

Tahsin kaydırakta kayarken iki kafadar fısıltıyla pazar akşamı yapacakları soygunu planlıyorlardı. Meğer marketin temizlikçilerinden birisi de onların adamıymış. Birazdan o da gelecekmiş. O yangını markette çıkartacak. Herkes mal ve can kaygısına düştüğü sırada hep birlikte bankayı soyacaklarmış. Sonra ver elini Yunan adaları oradan da İtalya’ya gideceklermiş. Bunları konuşurlarken Karabaş hep onların yanındaydı. Arada uyur gibi yapsa da kulağı hep onlardaydı.

Bir ara haydutlardan biri Karabaş’ın başını okşayıp:

Ne dersin benim köpeğim olur musun? deyince Karabaş kendi dilinde:

-Hav hav, dedi “olmaz” gibilerden.

Ama haydut “olur” anladı. Arkadaşına dönüp:

-Bak o da benden hoşlandı, diyerek sırıttı sarı dişleriyle.

Arkadaşı:

-Sırıtma lan şu dişlerle! Kaç defa dedim sana fırçala diye.

köpek karabaş

Hala sırıtıp arkadaşını deli ediyordu. O esnada marketteki görevi biten üçüncü hırsız geliyordu. Onun giyimi diğerlerine göre daha düzgün, görünüşü de farklıydı. Bebek yüzlü olunca da polis ondan hiç şüphelenmezdi. Dereden tepeden konuştular.  Önceden planlar yapıldığı için yeni bir şey eklemediler. Artık konuşmanın bittiğini anlayan Karabaş yanlarından ayrılıp parkın çıkışında Tahsin’i bekledi. Tahsin yanına varıp kendisini neden bırakıp gittiğini sorunca:

-O zaman ikimizin birlikte olduğunu anlarlar. Ben ustalıkla kaçabilirim ama sen yakalanırsın Tahsin.

Tahsin köpeğine sıkıca sarılıp sırtını okşadı. Annesi ne kadar kızsa da Karabaş’ın burnundan öptü. Bu sevgi gösterisinden sonra Karabaş kuyruğunu dakikalarca titretirken bir yandan da dilini sallıyordu. Evlerine giderken Tahsin’in kâh önüne geçiyor kâh arkasında geziyor bazen de iki arkadaş gibi yanında yürüyordu. Arada da her köpek gibi yoldaki ağaçları suluyordu.

Karabaş yolda tüm konuşmaları en ince ayrıntısına kadar anlattı. Bir de bunları Mert’le Altın’a anlatacaklardı. Herkes uyuduktan sonra Tahsin Mert’i aramanın en doğru fikir olduğunu düşündü.

Evlerine vardıklarında annesi geç kaldığı için epey kızdı ona. Daha sonra derslerini yapmadığını hatırlayınca yemeğini bile yemeden ödevlerinin başına geçti. Ertesi gün bir de öğretmeninde azar yemek istemiyordu.

Müzik İçin Mehmet Yavuz’a Teşekkür Ederiz
Beğen  94
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yapılan Yorumlar ( 2 )