Menu

KEDİ TECKER

Ben on bir yaşındayım. Hayvanları özellikle de kedileri çok seviyorum. Kedim Avcı gittiği günden beri kendime yeni bir kedi arıyorum. Bir gün yavru bir kedi alıp eve geldim ancak annem kedinin hastalıklı olduğunu söyleyerek içeriye almadı. Ben üzülünce de:

-Bu nasip olayı oğlum. Bak sen farkında bile olmadan bakmışsın ki bir kedi çıkagelmiş, dedi.

Ama annemin dediği bana hiç de inandırıcı gelmedi. Kedi arayışlarına devam ettim. Yaz günü gelmiş mahallenin kedileri yavaş yavaş eniklemeye başlamıştı. O büyük kedilerden biri de bizim çatıya tam üç tane yavruladı. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Günde birkaç defa kedileri görmek için çatıya çıkıyorum ama anne kedi müsaade etmiyor. Üzülerek aşağıya iniyordum.

Anne kedi bir tekir cinsiydi. Pek de sevimli olmayan kedinin bir gözü de kör. O halinde bile yavrularına annelik etmeye çalışıyordu. Bana göre çok da iyi bir anneydi. Aradan bir ya da bir buçuk ay geçmemişti ki yukarıdan tıkır tıkır sesler geliyordu. Meraklanarak çatıya çıktım.  Meğer bizim küçük afacanlar büyümüş annemin kurusun diye çatıya serdiği cevizleri dağıtmışlardı. Heyecanlanarak aşağıya indim. Anneme anlattım. Annem gülerek:

-Meğer afacanlar yukarıda ceviz mi yuvarlıyorlarmış? Gidip bari cevizleri çuvala katayım. Yoksa bacaklarını falan kırar enikler, dedi.

Annemle beraber çatıya çıkıp cevizleri çuvala doldurduk ama yavrular ve anneleri hiç yanımıza gelmediler. Çatıdaki kiremitlerin arasından gizlice bize bakıyorlardı. Ah bir yakalayabilsem de evimize getirsem, diye iç geçirdim ama nafile. Bunu birkaç defa denememe rağmen başaramadım zira çok hızlı ve vahşiler.

İki gün sonra dayım evlerinde lağım faresi olduğunu, kedilerden birini götüreceğini söyleyince beraber çatıya çıktık. Yavrulardan en küçük olanı yakalamaya çalıştım ama nafile. Kuyruğundan tutsam canı acıyacaktı, o yüzden yakalayamadık. O gün de hevesim kursağımda kaldı. Üzüntümü anneme anlatınca annem:

-Merak etme havalar soğuyunca kendiliğinden gelir, bize de alışır. Isparta soğuk memleket oğlum bir bakmışsın o da Avcı gibi bizim kedimiz olup çıkıvermiş.

-Sahi mi anne?

-Elbette oğlum. Hem bak her dediğim çıkmıyor mu, ne demiştim ben sana? Yeni bir kedi kendiliğinden gelir diye. Bak hem de üç tane birden. Mutlaka bunlardan bir tanesi burada kalır bizim olur.

kedi tecker resmi

Aradan bir ay kadar daha ha geçti ha geçmedi ki kediler çatının balkonunda görünmeye başladılar. Oradan bize MİYAV diye sesleniyorlardı. Belli ki bizden yemek istiyorlardı. Hemen gidip bakkaldan bir kutu süt aldım. Daha önce anneannemlerin bana aldıkları küçük tencerenin içine ekmek doğrayıp üstüne de süt ekledim. İşte kedilerle ilk dostluğumuz böylece başlamış oldu ama nedense bana bir türlü güvenmiyor, ne zaman mama tabağının yanından ayrılsam işte o vakit yemeklerini yiyorlardı. Kendime onları alıştırmak epey zamanımı alacaktı anlaşılan.

Anne kedi artık sadece yavrularını beslemeye geliyor daha sonra yine oradan ayrılıyordu. Geceleri bile neredeyse gelmiyordu. Demek ki  başka yerdeydi. Bizim çatı onun yavruları için güvenilir bir yerdi. Onları burada hayata hazırlayıp bırakıp gidecekti. Nitekim öyle de oldu.  Artık çatıya daha az uğruyor arada bir geliyordu. Bir gün babam çatıya anteni düzeltmek için çıktığında yavrular korkularından aşağıya atlayıp kaçmışlardı. İçlerinden biri evin bahçesinde akşama kadar ağlayıp annesini çağırdı.

Sanmayın ki kediler ağlamaz diye gözlerinden akan yaşı gördüm. Bir bebek gibi ağlıyor ne kadar ona yaklaşmaya çalışsam da izin vermiyor hemen kaçıveriyordu. Tüm çabalarım boşa gitti, çaresiz içeriye girdim ama gözüm hep dışarıdaki yavru kedideydi. Anne yüreği değil mi hayvan da olsa değişmiyordu. Annesi geldi onu tekrardan çatıya çıkardı. Ama diğer kediler artık yuvadan uçmuşlar kendi kanatlarıyla uçacaklardı artık.

kedi resmi
Ertesi sabah yavru kedi acı acı miyavlayarak annesini yine çağırıyordu

. Belli ki acıkmıştı. Bu fırsatı kaçırmamalıydım. Hemen mama kabına süt koyup ekmek doğradım ve yukarıya çıkardım. Kediyi çağırdım, yemeği gören kedi benim çekilmemi bekledi. Sonra da bütün yemeği bitirmiş zaten. Belli ki çok acıkmış. Böylelikle yavaş yavaş kendime alıştıracaktım ama çok vahşiydi. Annesi gerçekten onu çok iyi yetiştirmiş, insanlardan her an bir kötülük gelebileceğini çok iyi öğretmişti. Ne zaman ona yaklaşmaya çalışsam bir anda  yok oluyor nereye kaçtığını göremiyordum bile. Ama o akıllıysa ben ondan daha akıllıydım. Mama tabağını su kabını her gün bir basamak aşağıya indirdim. O yemek isteyince onu daha rahat görüp kendime de daha kolayca alıştırabilecektim ama daha onun adını bile koymamıştım ki onu nasıl çağıracaktım. Tekir cinsi olduğuna göre ona “Tecker” diyebilirdim. Böylelikle adını da bulmuştum. Ona her yemek verişimde TECKER diye seslendim artık o da adını biliyordu. Yine de yemeğini yemek için gitmemi bekliyordu.

Onu sevmek için yeni çareler aradım ve nihayetinde buldum da. Evdeki inşaatçı eldivenlerini giydim onu ansızın tutuverdim. Kaçmaya çalıştı ama başaramadı. Onu bir güzel sevdim,  başını okşadım, onunla konuştum. Kedide benden zarar gelmeyeceğini anlayınca o da beni sevdi. Bu sefer de kendini bana zorla sevdirmeye başladı. İşim olsa bile kucağıma zorla çıkmaya başladı. Evin bir ferdi de o olmuştu. Gece gündüz demeden geliyor ya yemek istiyor ya da sevgi. Üstelik evin baş köşesine oturup bir de babamın kucağına oturmaz mı. Orası benim yerim deyip atıveriyorum onu babamın kucağından. Hemen ben oturuyorum babamın minder gibi bacaklarına. Demek kedi de anlamıştı rahat yeri. Ama o benim babam, senin değil kedi! İlk işim babamı ikna edip eve yavru bir köpek aldırmak. İşte o zaman kedi bu evden kendiliğinden gider. Parlak fikirlerim her zaman işe yarar.

Hıh yine geldi işte sırnaşık kedi. İmdaaat!
Beğen  106
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yapılan Yorumlar ( 5 )